stu nicholls dot com | menu - Professional dropdown #3
  Zorunlu Açıklama !

22 Eylül 2014 Pazartesi   


HSYK atamalarında Cumhurbaşkanı ve Meclis`e yetki verilmesini nasıl buluyorsunuz?
Olumlu
Olumsuz
Yorum Yok
 


 
 
 
 
 
 
Makaleler  
   

Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin Anayasal İlkeler İle Temel Hak Ve Özgürlükler Işığında İncelenmesi / Muhsin KESKİN

GİRİŞ

İnceleme konusu yapılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri (“ Özel Ağır Ceza Mahkemeleri ”) Ceza Hukukumuza, 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanunla (“ 5190 sayılı Kanun ”) getirilmiş yeni bir kavramdır. Anılan Kanun, Devlet Güvenlik Mahkemelerini (“ DGM ”) kaldırmış ve bunların yerine Özel Ağır Ceza Mahkemelerini getirmiştir.

Ancak öğretide de genel olarak kabul edildiği ve aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin DGM'lerden isimleri haricinde büyük bir farkı bulunmamaktadır. Bu sebeple öncelikle DGM'lerin tarihsel süreçte geçirdiği evrim incelenmelidir.

DGM kavramı Hukukumuzda ilk olarak 1970'li yıllarda gündeme gelmiştir. 1961 Anayasası'nın 136. maddesine 1699 sayılı Kanunla DGM'lerin kurulacağı yönünde hükümler eklenmiştir. Bu çerçevede 11.07.1973 tarihinde yürürlüğe giren 1773 sayılı Kanunla da DGM'ler kurulmuştur.

Ancak bu serüven uzun soluklu olmamıştır. Zira Anayasa Mahkemesi (“ AYM ”) 06.05.1975 tarihinde vermiş olduğu 35/126 sayılı kararı ile 1773 sayılı Kanunun tamamını usule ilişkin sebeplerle iptal etmiştir. Bu iptal üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisince (“ TBMM ”) yeni bir kanun teklifi hazırlanmışsa da, teklif kanunlaştırılamamış ve DGM'ler tekrar kurulmamıştır.

Bu durum 1982 Anayasası'nın hazırlanmasına kadar sürmüştür. Dönemin birtakım sosyal ve siyasal şartlarından yola çıkan anayasa koyucu, 1982 Anayasası'nın 143. Maddesine DGM'lerin kurulması yönünde bir hüküm koymuştur. Bu hüküm ışığında, 2845 sayılı DGM'lerin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (“ 2845 sayılı Kanun ”) çıkartılmış ve böylece DGM'ler hukuk sistemimize tekrar dahil edilmiştir.

DGM'lerle ilgili bir diğer önemli gelişme 22.06.1999 tarihinde 4390 sayılı Kanunla askeri hakimin DGM bünyesinden çıkarılmasıdır. DGM'lerde askeri hakimin bulunmasının yoğun olarak eleştirilmesi ve Türkiye'nin bu sebeple Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“ AİHM ”) nezdinde tazminatlara muhatap kalması, söz konusu değişikliğin itici gücü olmuştur.

Son olarak, Türkiye'nin Avrupa Birliği (“ AB ”) hedefi ve uyum paketleri çerçevesinde 1982 Anayasası'nın DGM'leri düzenleyen 143. maddesi 2004 yazı başında yürürlükten kaldırılmış, bunu 5190 sayılı Kanunla DGM'lerin kaldırılması ve bunların yerine Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin ihdası izlemiştir.

DGM'ler görevde bulundukları sürece askeri hakim, yargılama usulleri, işkence gibi konular bakımından gerek ulusal gerekse de uluslararası boyutta yoğun olarak eleştirilmişlerdir.

I- ÖZEL AĞIR CEZA MAHKEMELERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ

1- Hukuki Nitelik

Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin hukuki niteliği güncel Ceza Hukukumuzun en tartışmalı konularından biridir. Her ne kadar, yeni Ceza Kanunu tartışmaları bu konuyu bir miktar gölgede bırakmışsa da, konu önemini yitirmemiştir. Zira Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin görev, yetki ve yargılama usulleri anayasal ilkeler, temel hak ve özgürlükler ile yakından ilgilidir.

Anılan mahkemelerin hukuki niteliğinin ne olduğu konusu öğretide yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Prof. Dr. Erdener Yurtcan 'a göre bu mahkemeler DGM'lerin devamı niteliğindedir ve DGM'ler ile bunlar arasında isim haricinde büyük bir fark bulunmamaktadır.

Av. Fikret İlkiz de aynı yönde görüş beyan etmiştir. Bu yazara göre de DGM'lerde değişen bir şey yoktur. Bu mahkemelerin sadece isimleri değişmiş, yargılama usulleri, görev alanları gibi esas eleştirilen yanları çok büyük ölçüde korunmuştur.

Müelliflere katılmamak elde değildir. Bir başka deyişle, DGM'ler yalnız ismen kaldırılmıştır ve Özel Ağır Ceza Mahkemeleri bu mahkemelerinin hukuken devamı niteliğindedir.

DGM'leri kaldırdığını iddia eden, hatta bu şekilde bir başlığa sahip olan 5190 sayılı Kanunun hükümleri incelendiğinde, 2845 sayılı Kanunun hükümlerinin aynen korunup, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa (“ CMUK ”) eklendiği görülmektedir.

5190 sayılı Kanunla CMUK'a 394/a maddesi eklenmiştir. Bu madde Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanını düzenlemektedir. Söz konusu hükmün kapsamı DGM'lerin görev alanı ile –birkaç suç haricinde- hemen hemen aynıdır.

Yine aynı Kanun CMUK'a 394/b maddesini eklemiştir. Adı geçen hüküm Özel Ağır Ceza Mahkemelerinde uygulanacak yargılama usulünü belirlemektedir. Kolayca tahmin edileceği gibi bu usul de önceden DGM'lerde uygulanan yargılama usulü ile aynıdır.

Ayrıca 5190 sayılı Kanunun geçici 1., 2., 3. ve 5. maddelerinde DGM'lerde görev yapmakta olan hakimlerin kurulacak Özel Ağır Ceza Mahkemelerinde görev yapmaya başlayacakları; DGM'lerde görülmekte olan davaların kurulacak Özel Ağır Ceza Mahkemelerinde görülmeye devam edileceği; DGM'lerin arşiv, kalem, emanet gibi birimlerinin kurulacak Özel Ağır Ceza Mahkemelerine devredileceği; diğer kanunlarda DGM'lere yapılan atıfların Özel Ağır Ceza Mahkemelerine yapılmış olarak kabul edileceği yönünde hükümler bulunmaktadır.

Tüm bu açıklananlar ve 5190 sayılı Kanunun lafzı DGM'lerin sadece isim olarak kaldırıldığı; Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin bunların devamı ve hukuken aynı nitelikte ikizi olduğu tezini desteklemektedir.

5190 sayılı Kanunun getirdiği tek yenilik DGM'lerin ayrı bir kanunla düzenlemesi durumunu ortadan kaldırmaktır. Bu çerçevede DGM'lerin yerini alan Özel Ağır Ceza Mahkemeleri CMUK sistemine dahil edilmiştir.

Ancak bu yenilik yerinde olmamıştır. Zira aynı kanun sistematiği içinde farklı yetkilere sahip mahkemeler bir araya gelmiştir. Bunun yargı birliğini zedeleyebilecek sakıncaları vardır.

2- Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin Gerekliliği

Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin hukuk sistemimiz içinde bir gereklilik arz edip etmediği henüz tartışmaya açılmamıştır. Ancak geçmişte DGM'lerin varlıklarının gerekli olup olmadığı ayrıntılı bir şekilde tartışılmıştır. Yukarıda da açıkladığımız üzere, Özel Ağır Ceza Mahkemeleri DGM'lerin hukuken ikizi olduğundan, bu tartışma onlar için de geçerlidir.

Öğretide bir grup yazar farklı gerekçelerle DGM'lerin gerekli olduğunu savunmuştur. Bunlardan Dönmezer 'e göre DGM'ler anarşi ve terörizmle mücadelede müessir bir vasıtadır ve bu yüzden gereklidir. Aynı şekilde İnce 'ye göre DGM'ler Devletin güçlendirilmesi ve kendi gücü ile ayakta kalmasının aracıdır. Bu mahkemeler iç huzurun sağlanmasında önem rol sahibidir. Keskin ' e göre ise, DGM'ler birtakım suçların yargılanmasını daha verimli gerçekleştirebilecek ihtisas mahkemeleri olmaları nedeniyle gereklidirler.

Buna karşılık DGM'lerin gerekli olmadığını savunan yazarlar da mevcuttur. Aybar bu mahkemelerinin işçi sınıfını ezmek, patronlar sultasını güçlendirmek için kurulduğunu iddia etmektedir. Kurtuluş konuya başka bir açıdan yaklaşmaktadır. Yazara göre DGM'ler faşizmi kurumsallaştırmakta, sıkıyönetim ortamı yaratmaktadır. Piroğlu ise bu mahkemelerin siyasi araç olduğu kanısındadır.

Görüldüğü gibi DGM'lerin gerekliliği üzerine tartışmalar genelde teknik hukuk düzeyinde değil; siyasi görüşler düzeyinde gerçekleşmiştir. Kanaatimizce DGM veya her ne ad altında olursa olsun, benzer yapıda bir mahkemenin (ileride açıklanacak Anayasa'ya aykırılık hallerinin giderilmesi şartıyla) varlığı Ceza Hukukumuz için bir gerekliliktir. Bu mahkemelerin ihtisas mahkemesi olarak yapılandırılmaları gerekmektedir. Böylece adi suçlardan farklı nitelik arz eden, terör suçları gibi, birtakım suçların, bu konuda uzman olan hakimlerce daha adil ve daha hızlı yargılanması sağlanacaktır.

Nitekim DGM'lerin görev alanına giren suçlar, genelde özel nitelikleri olan suçlardır. Bunlar hakkında yargılama yapacak olan hakimin mutlaka konuyla ilgili teknik, sosyolojik ve siyasi uzmanlığı olması gerekmektedir.

II- ANAYASAL İLKELER, TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER VE

ÖZEL AĞIR CEZA MAHKEMELERİ

Yukarıda belirtildiği üzere DGM'ler, birtakım anayasal ilkelere, temel hak ve özgürlüklere aykırı nitelikte oldukları iddiasıyla uzun süre eleştirilmişlerdir. Kanun koyucu, bu eleştirileri gidermek için 1999'da olduğu gibi bazı değişiklikler yapma yoluna gitmişse de, eleştirilerin önüne geçilememiştir. Bu mahkemelerin varlığı ve nitelikleri özellikle uluslararası platformda Türkiye'nin önüne çıkan bir engel olmuştur.

Ancak, hemen belirtmek gerekir ki bu eleştirilerin birçoğu teknik hukuki boyutta gerçekleştirilmemiş; DGM'ler içte ve dışta Türkiye aleyhtarı birtakım güçlerin hedeflerini gerçekleştirme aracı olarak kullanılmıştır.

Yine de Türkiye'nin ve AİHM gibi birtakım uluslararası örgütlerin gündemini fazlaca işgal eden bu eleştirilerin ne kadar haklı olduklarını ortaya koymak gerekir. Bu çerçevede, çalışmamızın ikinci bölümünde DGM'lerin anayasal ilkeler, temel hak ve özgürlüklerle olan bağlantılarını ortaya koyacağız. Özel Ağır Ceza Mahkemeleri, DGM'lerin hukuken ikizi olduklarından bu bağlantılar onlar için de geçerli olacaktır.

•  Adil Yargılanma Hakkı

Adil yargılanma hakkı (fair trial, fair hearing) bireyin en temel haklarındandır. Mezkur hak, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından korunmaya alınmıştır.

Uluslararası planda bu konuda karşımıza çıkan en temel metin, Türkiye'nin de bu sözleşmeye taraf olması bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir (“ AİHS ”). Söz konusu sözleşme temel insan haklarını düzenlemekte ve koruma altına almaktadır.

Sözleşmenin 6. maddesi adil yargılanma hakkını düzenlemektedir. 6. madde geniş ve ayrıntılı bir düzenleme içermekte; adil yargılanma hakkını her yönü ile ortaya koymaktadır.

Ulusal Hukukumuzda konuya ilişkin en önemli düzenleme, normlar hiyerarşisinde işgal ettiği yer bakımından, 1982 Anayasası'nın 36. maddesidir. 36. madde de bu hakkı güvence altına almaktadır. Yalnız belirtmek gerekir ki, bu yöndeki düzenleme Anayasa'ya 2001 yılında eklenmiştir. Ancak, Türkiye, bundan önce de, AİHS'ye taraf olması münasebetiyle adil yargılanma hakkını kabul eden ve koruyan bir devlettir. Ayrıca Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti ilkesi” dolaylı yoldan da olsa adil yargılanma hakkını zorunlu kılmaktadır.

Adil yargılanma hakkının genel bir tanımı yapmaya gerek yoktur. Zira AİHS bu hakkı tüm yönleri ile ortaya koymuş ve mezkur hak artık bir genel hukuk ilkesi halini almıştır.

Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin yargılama usulleri bu hakka, dolayısıyla AİHS ve 1982 Anayasası'na aykırı düşmektedir.

Şöyle ki, adil yargılanma hakkının en önemli yansımalarından biri de sanığın duruşmalarda bulunma hakkıdır. AİHS'nin 6. maddesinde bu husus açıkça belirtilmemiş olsa da, maddede yer alan aleni yargılama (public hearing) ilkesinden bu sonuç çıkmaktadır. AİHM de çeşitli kararlarında bu görüşümüzü paylaşmaktadır.

Halbuki, CMUK'a 5190 sayılı Kanunla eklenen 394/d maddesine göre, hakim 200'den fazla sanıklı davalarda, sanıkların bir kısmının bazı duruşmalarla ilgileri bulunmuyorsa, duruşmalara bunların yokluklarında devam edilmesine karar verebilecektir. Her ne kadar ilgili hüküm sanığın katılmadığı duruşmada kendisini etkileyen bir hal ortaya çıktığı takdirde bir sonraki duruşmada bu halin sanığa bildirileceğini öngörse de, bu tedbir adil yargılanma hakkının parçaları olan duruşmada bulunma hakkı ve savunma hakkının temini için yeterli bir tedbir değildir. Zira duruşmada sanığın aleyhine birtakım telakkiler, yokluğunda, oluşabilecek; sanık kendini o anda savunamayacak ve duruşmalar arasında geçen süre içinde bu telakkiler yıkılmaz önyargılara dönüşebilecektir. Bu açıdan bakıldığında 394/d maddesi hükmünün Anayasa'nın 36. maddesi ve AİHS'nin 6. maddesine aykırı olduğu görülecektir.

Ele alınan bu yargılama usulleri, başka açılardan da Anayasa ve AİHS'ye aykırı yönler ihtiva etmektedir. Zira adil yargılanma hakkının en önemli parçalarından biri savunma hakkıdır. Bu çerçevede sanığa kendini savunabilmesi için imkan verilmelidir. Ancak yine 394/d maddesi hükmü hakime, belli durumlarda, sanığı ve müdafii o günkü duruşma için duruşma salonundan çıkarma ve sonraki duruşmalara bunların yokluğunda devam edilmesine karar verme yetkisini tanımaktadır. Her ne kadar bu yetki, sanık veya müdafiin duruşma düzenini bozma şartına bağlanmış olsa da o günkü duruşma ve/veya sonraki duruşmalar bakımından sanığın savunma hakkını ortadan kaldırmıştır. Duruşmanın düzeni için bu yönde alınan tedbir “ölçülülük ilkesine” tamamen aykırıdır.

Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin uygulayacağı yargılama usullerine ilişkin sunduğumuz görüşler öğretide de paylaşılmaktadır.

Sonuç olarak Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin yargılama usullerine ilişkin kanun hükümlerinin adil yargılanma hakkı ve bunun yansımaları olan duruşmada bulunma hakkı ve savunma hakkına aykırı oldukları açıktır.

•  Eşitlik İlkesi

Eşitlik ilkesi hukukun genel ilkelerinden biridir. Aynı adil yargılanma hakkında olduğu gibi eşitlik ilkesi de ulusal ve uluslararası hukuki metinlerce tanınmakta ve korunmaktadır.

AİHS'nin 14. maddesi bu ilkeye “ayrımcılık yasağı” başlığı altında yer verir. Ayrıca 1982 Anayasası 10. maddesi ile bu ilkeyi güvence altına almaktadır.

Eşitlik ilkesi mutlak eşitlik olarak değil; yatay eşitlik olarak anlaşılır. Buna göre, aynı hukuki konumdaki kişiler arasında herhangi bir ayrım yapılamaz. Ancak farklı statüler arasında, statü farklılıklarından kaynaklanan, farklı muamelelerin yapılması eşitlik ilkesine aykırı değildir.

Eşitlik ilkesi bu şekilde dar yorumlandığında bile Özel Ağır Ceza Mahkemeleri eşitlik ilkesine aykırı düşmektedir. Şöyle ki, bu mahkemeler 5190 sayılı Kanunla CMUK çatısı altına alınmıştır. Dolayısıyla bu mahkemelerde görev yapan hakimlerle, CMUK çatısı altındaki diğer mahkemelerde görev yapan hakimler arasında hukuki statü bakımından fark yoktur. Halbuki 5190 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi uyarınca Özel Ağır Ceza Mahkemelerinde görev yapacak hakimler , üç yıl süreyle başka bir yere atanamama gibi, birtakım ek güvencelere sahiptir.

Görüldüğü gibi kanun hükmü aynı statüdeki hakimler arasında ayrım yapmış; bu şekilde eşitlik ilkesini ve dolayısıyla Anayasa ile AİHS'yi ihlal etmiştir.

•  Bağımsız Mahkeme Hakkı

Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri bağımsız mahkeme hakkıdır. Buna göre sanık, tüm kişi ve kurumlardan bağımsız olan bir mahkemede yargılanmasını talep edebilmelidir.

AİHM de kararlarında bu hususun altını çizmiştir. Yüksek Mahkemeye göre bir yapının mahkeme olarak nitelendirilebilmesi için mutlaka tüm kurum ve kuruluşlardan bağımsız olması da aranmalıdır.

Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin bağımsız mahkemeler olup olmadığı hususu ikiye ayrılarak incelenmelidir. 1999 öncesi dönemde, o zamanki adı ile DGM'ler bağımsız mahkeme olarak nitelendirilememekteydi. Nitekim bu mahkemelerin hakimleri arasında askeri hakimler de mevcuttu ve askeri hakimler yürütme organından emir alan orduya mensup birer asker idiler. Ayrıca bu hakimler askeri disipline tabi olarak görevlerini yerine getirmekteydiler ve bu amaçla orduda haklarında sicil verilmekteydi.

AİHM de aynı görüş doğrultusunda İncal davasında adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmış ve Türkiye'yi mahkum etmiştir. İncal davasında sonra, AİHM önüne gelen Çıraklar, Mehdi Zana davalarında da DGM'lerin askeri yargıç bakımından bağımsız mahkeme hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

AİHM tarafından Türkiye'nin mahkum edilmesi ve Abdullah Öcalan'ın yargılanması bakımından benzer bir sonuçla karşı karşıya kalınmaması için 1999 yılında Anayasa değiştirilerek, askeri hakim DGM'den çıkarılmıştır. Bugün DGM, şu anki adıyla Özel Ağır Ceza Mahkemelerinde görev yapan hakimlerin tamamı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (“ HSYK ”) tarafından atanan hakimlerden oluşmaktadır. Bu çerçevede Özel Ağır Ceza Mahkemeleri hakimleri tüm kişi ve kurumlardan bağımsız olarak görev yapmaktadır. Netice itibariyle bu mahkemelerin bağımsızlık ilkesine aykırı oldukları tezi geçerliliğini kaybetmiştir.

•  Doğal Hakim Prensibi

Ceza yargılamasının temel taşlarından biri doğal hakim prensibidir. Bu ilke çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Örneğin Keskin 'e göre doğal hakim genel olarak ve müşahhas davalar düşünülmeksizin gösterilen hakimdir. Yurtcan ise doğal hakimin yargılanacak olaydan önce kurulmuş ve yetkilendirilmiş mahkemeyi ifade ettiğini belirtmektedir.

Bu prensip de hukuken korunma altına alınmıştır. 1982 Anayasası'nın 37. Maddesinin 2. Fıkrası sanığa kanuni hakim güvencesini getirmektedir. Ayrıca yine 1982 Anayasası'nın 38. Maddesi ve AİHS'nin 7. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik ilkesi” uyarınca sanığın suçun işlendiği sırada var olan görevli-yetkili bir mahkemeden başka bir mahkemede yargılanmaması gerekmektedir.

Kısacası doğal hakim ilkesi, sanığın suçun işlediği sırada mevcut olan görevli-yetkili mahkemede yargılanmasını gerekli kılmaktadır. Böylece sanığın sonradan kurulacak özel, olağanüstü mahkemelerde yargılanması keyfiyeti önlemeye çalışılmaktadır.

DGM'lerin bu prensibe aykırı düştüğü iddia edilmiştir. Kanaatimizce bu görüşün haklı gösterilebilecek bir yanı yoktur. Şöyle ki, yukarıda açıklandığı üzere doğal hakim prensibi, sanığın yargılanacağı mahkemeyi önceden bilebilmesini ve böylece kişiye özel keyfi uygulamaların önüne geçilmesi amacını gözetir. DGM'leri Hukukumuza dahil eden 2845 sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca söz kanun 18.06.1983 tarihinde yürürlüğe girmiş; ancak DGM'lerin görev alanı 1 Mayıs 1984 tarihi, yani Kanunun yürürlük tarihinden yaklaşık 1 yıl sonra işlenen suçlar olarak belirtilmiştir. Görüldüğü gibi DGM'ler kurulmalarından önceki suçlarla değil; hukuken kurulmalarından yaklaşık 1 yıl sonra işlenecek suçlarla ilgili olarak yargılamaları yürütebileceklerdir. Böyle olunca, DGM'lerin doğal hakim prensibine aykırı olduklarını söylemek, birtakım siyasi saiklerle hukukun çarpıtılmasından ibarettir.

•  Yargı Birliği

Son olarak Özel Ağır Ceza Mahkemelerini yargı birliği ilkesi bakımından ele alacağız. Yargı birliği ilkesi 1982 Anayasası'nın 142. maddesinin bir sonucudur. Bu hüküm, “kanunsuz usul olmaz” prensibinin açık bir ifadesidir ve bu prensip de yargı birliğini gerekli kılmaktadır.

Aynı şekilde Anayasa'nın 2. Maddesinde yer alan “hukuk devleti” kavramı da yargı birliğini ihtiva etmektedir.

Egemenlik nasıl tekse, yargının da tek, bir olması gerekir. Bir ülkede birden fazla yargıdan bahsediliyorsa, birden fazla egemenlik mevcut demektir. Bu çerçevede somut bir uyuşmazlığı aynı anda yargılayabilecek birden çok yargı mercii de olmamalıdır.

Anayasamız da yargı birliğini bu şekilde kabul etmiş ve yargılama yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını öngörmüştür.

Kanaatimizce Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin varlığının bu ilkeyi zedeleyip zedelemediğini ikiye ayırarak incelemek gerekir.

5190 sayılı Kanuna yürürlüğe girmesine kadar görev yapan DGM'ler yargı birliğine aykırı bir yapı arz etmemektedirler. Zira bağımsız ve tek bir kudrete dayandıkları sürece mahkemelerin çeşitli olması yargı birliğine aykırı düşmez. Nitekim Adliye içinde olan özel mahkemeler yargılama birliğine aykırı sayılmamakta, aynı kuruluş içinde işbölümü dolayısıyla kurulmuş ihtisas mahkemeleri niteliğini taşımaktadırlar. Bunların genel mahkemelere nazaran farklı yargılama usulleri uygulamaları da bu ilkeye aykırı düşmez, yeter ki bu usuller hukuka uygun olsun.

DGM'ler belli suçlarla ilgili yargılamaları yürütmek için kurulmuş ihtisas mahkemeleridir. DGM'lerin görev alanına giren suçlar incelendiğinde, bunların 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda (“3713 sayılı Kanun”) düzenlenen suçlar, 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda (“ 4422 sayılı Kanun ”) düzenlenen suçlar gibi, birtakım özel nitelikleri olan; terör, mafya gibi belli konularda uzmanlaşma gerektiren suçlar olduğu görülecektir. Bu tip suçlardan doğan yargılamanın, uzmanlaşma sahibi mahkemelerde görülmesi kadar doğal bir şey yoktur.

AYM de aynı doğrultuda görüş bildirmiştir. Yüksek Mahkemeye göre DGM'ler Trafik Mahkemeleri, Toplu Basın Mahkemeleri gibi genel Adliye içinde kurulmuş, özel bir mahkeme türüdür.

Ancak Özel Ağır Ceza Mahkemeleri rejimine geldiğimizde durum değişmiştir. Bu mahkemeler yargı birliği ilkesini zedelemektedir. Zira 5190 sayılı Kanunla DGM'lerle aynı yapıda olan bu mahkemeler CMUK sistematiği içine dahil edilmiştir. Halbuki, daha önce de belirttiğimiz üzere bu mahkemeler, genel mahkemelere nazaran farklı suçlardan doğan yargılamaları, farklı usullerde yürüten, özel nitelikli mahkemelerdir. Bunların genel mahkemeler sistemine katılmasıyla, aynı alanda farklı usullerin uygulanması gündeme gelmiştir. Aynı görevi üstlenen mahkemeler arasında yetki farkı yaratılmıştır.

Sonuç olarak DGM'ler yargı birliğini zedelememekteyken; bu mahkemelerin CMUK'a eklenmesi ile oluşan Özel Ağır Ceza Mahkemeleri yargı birliği ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

III- SONUÇ

DGM'ler özellikle AB'den gelen yoğun eleştiriler ve AİHM'nin mahkumiyet kararları sonucunda, uyum paketleri içinde kaldırılmıştır. Bu uğurda, önce 1982 Anayasası'nın DGM'leri düzenleyen 143. Maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak 2845 sayılı Kanun hemen ilga edilmemiştir. Bu süre zarfında DGM'lerde yargılamaya devam edilmiş ve bu yargılamalar anayasal dayanaktan yoksun bulunduklarından ötürü çeşitli çevrelerce eleştirilmiştir.

Bu tartışmaları müteakiben kanun koyucu 5190 sayılı Kanunla 2845 sayılı Kanunu yürürlükten kaldırmıştır. Ancak bu DGM'lerin hukuken kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Zira 5190 sayılı Kanun DGM'lerle aynı hukuki niteliği sahip Özel Ağır Ceza Mahkemelerini CMUK sistematiğine dahil etmiştir. Bu tutum tamamen şark kurnazlığıdır. Bu şekilde DGM'ler kaldırılmış gibi gösterilerek AB'den gelecek eleştirilerin önü kesilmeye, AİHM nezninde tazminat cezaları bertaraf edilmeye çalışılmıştır.

Halbuki DGM'lerle ilgili olarak getirilen hukuki eleştiriler Özel Ağır Ceza Mahkemeleri için de –bunların sadece ismen farklı olmaları bakımından- rahatlıkla getirilebilecektir. Örneğin yukarıda da açıkladığımız üzere bu mahkemelerin yargılama usulleri hala Anayasa'ya aykırı yönler ihtiva etmektedir. Dahası bu mahkemeler DGM'lerden farklı olarak eşitlik, yargı birliği gibi birtakım anayasal ilkeleri de ihlal etmektedirler.

Son olarak belirtmek gerekir ki, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetinin bu kurnaz manevrası AİHM'de Türkiye aleyhine açılacak davalar bakımından esasa ilişkin bir fayda sağlamayacak; AB ise Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin hukuki nitelikleri bakımından Türkiye'nin başını ağrıtabilecektir.


KAYNAKÇA

a) Kitaplar

İNCE H.: Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne Evet, İstanbul, 1978.

İNCEOĞLU Sibel: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul, 2002

KESKİN O. Kadri: Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Yapısı, Görevleri ve Yargılama Usulleri, Ankara, 1987

KURTULUŞ M.: Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Ankara, 1976.

PİROĞLU Ö.: 12 Mart Hukuku ve DGM, Halkoyu, C:10.

YURTCAN Erdener: Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul, 2004, 10. Bası.

b) Makaleler Konuşmalar Bildiriler

AKBULUT Olgun: Adil Yargılanma Hakkı, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Kemal Oğuzman'a Armağan, Cilt:1, İstanbul, 2002.

AYBAR Mehmet Ali, İşçi Sınıfına ve Kamu Oyuna DİSK'in Uyarısı, DİSK Ajansı, Özel Sayı, İstanbul, 05.07.1976.

DÖNMEZER Sulhi: Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Son Havadis, 21.07.1976.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ BİLDİRİSİ: Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kaldırılmalıdır, http://www.ihd.org.tr

İLKİZ Fikret, DGM'de Değişmeyen Değişiklikler, http://www.tcg.org.tr .

KESKİN Sabri: Geçici Komisyon Başkanı sıfatıyla TBMM konuşması, 13.06.1973

ÖZHAN Hacı Ali: DGM'lerin Kuruluş Amacı, http://www.geocities.com .

c) İnternet Siteleri

http://www.geocities.com/hacialiozhan/arastirma16.htm

http://www.ihd.org.tr/kampanya/dgm971016.htm

http://www.tgc.org.tr/fikret_ilkiz/yazi33.htm

“Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin Hukuki Niteliği” başlıklı bölümde konu ile ilgili ayrıntılı bilgi verilecektir.

Bkz. aynı yönde; YURTCAN Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul, 2004, 10. Bası, sayfa 822.

Erdener Yurtcan bu görüşünü Türkiye Barolar Birliği'ne (“ TBB ”) sunduğu raporda dile getirmektedir: “ Ülkemizde DGM'ler isim olarak kalkmıştır. Fakat bu mahkemeler Özel Ağır Ceza Mahkemeleri olarak sürdürülmek istenmektedir. Yasadaki hükümler 2845 sayılı Yasadan alınmıştır.” Yurtcan aynı görüşünü Türk Ceza Hukuku Derneği (“ TCHD ”) tarafından 05.07.2004 tarihinde Galatasaray Üniversitesi'nde gerçekleştirilen toplantıda da dile getirmiş ve bu görüşler toplantıya katılan bilim adamları ve uygulamacılar tarafından da genel kabul görmüştür.

İLKİZ Fikret, DGM'de Değişmeyen Değişiklikler, http://www.tcg.org.tr adresinde yayınlanan makale.

Bu konuya ilişkin olarak “Yargı Birliği” başlığı altında ayrıntılı bilgi verilecektir.

DÖNMEZER Sulhi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Son Havadis, 21.07.1976.

İNCE H., Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ne Evet, İstanbul, 1978, sayfa 49, 52 ve 56.

KESKİN Sabri, Geçici Komisyon Başkanı sıfatıyla TBMM konuşması, 13.06.1973.

AYBAR Mehmet Ali, İşçi Sınıfına ve Kamu Oyuna DİSK'in Uyarısı, DİSK Ajansı, Özel Sayı, İstanbul, 05.07.1976.

KURTULUŞ M:, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Ankara, 1976, sayfa 178-179.

PİROĞLU Ö., 12 Mart Hukuku ve DGM, Halkoyu, C:10, sayfa 9.

Madde 6- 1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar, gerek ceza hukuku alanında kendisine karşı yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, davasının makul bir süre içinde, adil ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. Hüküm açık olarak verilir, ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve milli güvenlik gerekçeleriyle veya küçüklerin ya da davaya taraf olanların özel yaşamlarının korunması için gerekli olduğunda veya davanın açık olarak görülmesinin adaletin yerine gelmesini zedeleyebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

2. Bir suç ile itham olunan herkes, suçluluğu yasal olarak kesinleşinceye kadar suçsuz sayılır.

3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir;

•  Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedenleri hakkında, en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

•  Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

•  Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali imkanlardan yoksun bulunuyor ve adaletin yerine gelmesi için gerekiyorsa, mahkemece tayin edilecek bir avukatın parasız yardımından yararlanabilmek;

•  İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek ve savunma tanıklarının da aleyhinde tanıklarla aynı koşullar altında hazır bulunmasını ve dinlenmesini istemek;

•  Duruşmada kullanılan dili anlamadığı ya da konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız olarak yararlanmak.

Madde 36- Herkes, meşru vasıtalar ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Colozza&Rubinat – İtalya ve F.C.B. – İtalya davaları: İNCEOĞLU Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul, 2002, sayfa 250.

YURTCAN, sayfa 818.

Madde 14- Bu Sözleşmede öne sürülmüş olan hak ve özgürlüklerden yararlanma; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş ulusal ya da toplumsal köken, bir ulusal azınlıktan olma, mülkiyet, doğum ve benzeri başka bir statü ayrımı gözetilmeksizin herkes için sağlanır.

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

AKBULUT Olgun, Adil Yargılanma Hakkı, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Kemal Oğuzman'a Armağan, Cilt:1, İstanbul, 2002, sayfa 181.

Vasilescu Kararı, Gautrin and Others Kararı, Coyne – Birleşik Krallık Kararı: AKBULUT, sayfa 181-183.

KESKİN O. Kadri, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Yapısı, Görevleri ve Yargılama Usulleri, Ankara, 1987, sayfa 28.

YURTCAN, sayfa 139.

Madde 37/2- Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

ÖZHAN Hacı Ali, DGM'lerin Kuruluş Amacı, http://www.geocities.com adresinde yayınlanan makale, bkz. aynı yönde İnsan Hakları Derneği Bildirisi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kaldırılmalıdır, http://www.ihd.org.tr.

Madde 41- Bu kanunun;

•  Göreve ilişkin hükümleri 1 Mayıs 1984,

•  Atamaya ilişkin hükümleri 1 Mart 1984,

•  Diğer hükümleri yayımı,

Tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 142- Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.

KESKİN, sayfa 25.

Madde 9- Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Bkz. aynı yönde, KUNTER Nurullah, Muhakeme Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, 1978, 6. Bası, sayfa 101.

AYM, T. 15.04.1975, E. 1973/19, K. 1975/87.

YURTCAN, adı geçen rapor.

Örneğin Yurtcan 3 numaralı dipnotta anılan toplantıda bu yargılamalarının Anayasa'ya aykırı oldukları savını ileri sürmüştür.


Geldiğiniz sayfaya geri dönmek için tıklayın.
İdeal Hukuk Bürosu İdeal Hukuk ve Düşünce Derneği www.hasansen.av.tr

Bu Site İdeal Hukuk Bürosu'nun Bir Portal Hizmetidir. Tüm Hakları İdeal Hukuk Bürosu'na Aittir.